Kerem’in Kişisel Blogu

Yolculuk boyunca yaşadığım sıkıntılar

Uçağım 19:00’da kalkacak olsada ben tam üç saat önce, 16:00’da evden çıktım. Birçok arkadaşım beni havaalanına bırakmak için aradı lakin iett ile gitmeyi tercih ettim. 3-4 lira ile gitme imkanı varken özel araçla gitmek bana göre saçmalık.

Bu yolculuğum da, nedense çevremde gelişen bazı mevzuların farkındaydım.

Rötar ve bazı aksaklıklar nedeni ile ortalama beş saatlik yolculuğumda, tanık olduğum davranışları aktaracağım sizlere.

yolculukTabii yolculuk Ataşehir’den Sabiha Gökçen havaalanına gitmek için bindiğim yolcu otobüsünde başladı.

Tıklım tıklım dolu olduğu için iki sırt çantamla beraber otobüsün en arkalarına doğru ilerlemem biraz zor oldu. En arkada koltuklara oturanların büyük bir kısmı genç çocuklardı, diğer kısmı orta yaş ve bayanlar tamamlıyor. Ayakta duran bir yaşlı teyze ve amca hareket halindeki otobüste durmakta hayli zorlanıyor. Onca kişinin arasında bir kişi bile kalkıp yer vermedi. Bir ara ani bir frenle teyze dengesini kaybetti; düşmedi ama, az kalsın düşüyordu. Bu durumda birileri kalkıp yer verir diye düşündüm ama nafile. Hele oturanların arasında bir grup var ki, sabrın sınırlarını zorlamakta üzerlerine yok. Yirmi, yirmibeş yaş arası; entel ayaklarında, artist oturma şekilleri, çatçut çiğnenen sakız ve kanki manki kız sohbetleri. Artık trafikte ani hareket yapmak zorunda kalan şoförün sayesinde teyze tekrar dengesini kaybedince, o grupta bulunan ve en çok ayar olduğum zibidiye, yer ver lan teyzeye demek zorunda kaldım. Gözlerinin içine bakıyordum, o an ağzı hafiften oynasaydı, sanırım tekme tokat dalacaktım. Neyse ki öyle birşey olmadı. Aralarında en artisti bu olunca ve tepki verecek cesareti olayınca diğer arkadaşlarına müdahale etmedi sanırım.

Otobüste birde küçük bir erkek çocuğu vardı, sekiz-dokuz yaşlarında sanırım. Annesi iki sıra önde, arkaya bakan koltuklarda oturuyor. Çocuğun yanında da otuzlu yaşlarda bir ablamız var. Çocuk bir süre sonra uykuya daldı ve, yanında oturan -aynı zamanda yaşlılara yer vermeyen- o concon ablamızın koluna doğru eğrildi. Temas olduğu an ablamız irkildi ve parmağıyla, bir pisliğe dokunur gibi çocuğun başını itti. Allah’ım beni mi sınıyorsun diye içimden söylendim. Sonra çocuğun annesi müdahale etti ve çocuğu o denyonun yanından aldı. boşalan yerede bir amca oturdu. Amcamız da baya kilolu olduğu için concon ablamız baya bir sıkıştı. Hak yolunu buldu gibi birşey. Olaylar canımı sıksada, sonuçlar mutlu etti.

Herneyse, artık havaalanına ulaşmıştım. İlk sıkıntı her zaman ki gibi almayı unuttuğum su oldu. Mecburen ufak suya üç lira ödemek zorunda kaldım. Aklım almıyor bu fırsatçılığı. Neden hiçbir siyasi buna müdahale etmezki. Umarım vardır bir sebepleri.

Uçak beklerken fark ettim ki, bu Arapların çocukları oldukça kadar enerji dolu. Dört veya beş kalabalık Arap ailesi vardı, her ailenin çocukları da hiperaktif. İyi besleniyorlar!

Sonunda uçağa bindim; üçlü koltuklar ve ben koridor taraftayım, cam tarafındaysa bir amca var. Boş olan orta koltuğa genç bir bayan geldi ama çantasını yerleştirdikten sonra oturmadı. Gidip görevlilerle bişeyler konuştu falan, sonra gelip oturdu ama yerinde duramıyor. Acayip acayip hareketler. Hostes geçerken; hostese bakabildiniz mi, boş yer var mı? Diye sordu. Bakıyoruz hanımefendi cevabını adıktan sonra kız daha da heyecanlandı ve hareketleri ne kadar rahatsız olduğunu belli ediyordu. Anlamıştım tabii, iki erkeğin arasında oturamıyor. Yer değiştirme teklifi yaptım, cevap bile vermedi. Oldukça dekolte giyinen bir bayanın bu tavrını anlamış değilim. Acaba amca mı bişey yaptı diye düşündüm ama otumadan önce hostesten yer istediği belliydi.

Uçaktan indim, yaklaşık kırk dakikalık bir yolum kalmıştı ve otobüse bindim. O otobüste yaşananları anlatsam uzadıkça uzar konu. Oldukça sıkıldım zaten ama şöyle özetleyeyim. Şehirden şehire görgü kuralları o kadar farklılık gösteriyor ki, belkide en büyük kanıtı bu yolculuğumda yaşadım. Oturan herkes yer verme mücadelesi içerisindeydi resmen. Yanıma oturan kişi, bana yiyecek birşeylerin yoksa bende var dedi, ister misin dedi, yoldan geldin sende bizim gibi dedi! Sadece bu kadarını anlatsam yere diye düşünüyorum.



Sizde katılın!
E-posta adresinizi giriniz: Onay e-postası gönderilecektir. Gizliliğiniz Google FeedBurner ile güvence altında.

Yazar hakkında: Çalışıyor, geziyor, okuyor, öğreniyor ama en çok; içerik odaklı seo çalışmalarıyla ilgileniyor! Bu yüzdendir ki; bu blogda bu konuların ne işi var demeyin! O konularda bir fikre hayat vermek üzere olan denemeler var.

{ 5 yorum… add one }
  • Kemal Sön. 1 Eylül 2016

    Kardeşim, insanlığın bitmeye başladığı yer İstanbul’dur. Ne büyüklere saygı var ne kadınlara saygı var. Ben bu dediklerininden çok çok daha kötülerini gördüm. Bacaklarını iki doksan açıp karşısındaki hamile kadına yer vermeyen 20-25’li yaşlarda artık ne denirse onlara ben en hafif tabirle şerefsizleri gördüm diyeyim.

    • Kerem SARI 1 Eylül 2016

      Ne yazık ki haklısınız. Bende sizin gibi çok daha kötülerine tanık oldum. İhaneti, ahlaksızlığı, hırsızlığı, aile içi iğrenç ilişkileri; karakterlerle meşrulaştıran dizilerle büyüyen nesilden ne beklenir!

      • Kemal Sön. 1 Eylül 2016

        Ne güzel özetledin! Eline sağlık. Bu konuda yazacak o kadar konu var ki.

  • Melalgil 8 Eylül 2016

    Gelde tekme tokat dalma bu hanzolara. İyi ki erkek değilim. Yoksa şuan bu yazıyı yazıyor olamazdım.

Bu yazıya yorumunuzu ekleyebilirsiniz.